Ernest Hemingway Venedik’te yürümeyi çapraz bulmaca çözmekten daha eğlenceli bulduğunu söylermiş!
Bugün şehre akın eden turistler de aynı şekilde düşünüyor olabilir mi? Emin değilim!
Hatta Venedik’te gezen yabancıların bir şey “düşünebildiği”nden emin değilim.
Buna mecalleri kalmıyor çünkü!
Şehri bir ucundan ötekine robot kafileleri halinde arşınlıyor, gondoculara 90 euro bayılıp o bitmez tükenmez kanal turunu yapıyor, acıktı mı arsızca üzerine “turist menüsü” yazılıp lokanta kapılarına asılmış listelere bakıp karar vererek bir şeyler atıştırıyor, bir köprüden geçerken dolanıp durmaktan fenalık geçirip yere çöküyor; aşırı fiyatlandırılmış daracık ve hatta havasız otel odalarında sabahlıyorlar!
Yine de alan razı satan razı!
Çünkü dönüşte “Venedik’teydik” demenin hâlâ romantik ve haset uyandırıcı bir havası var!
Yoksa bugünkü şehrin, tarihi adı La Serennissima’yla, yani “en huzurlu, en mutlu yer” olmakla uzak yakın ilgisi yok! Böylesine çıldırmış bir turizm huzur bırakır mı orta yerde!
***
Köprüler, kanallar, labirenti andıran dar sokaklar, tekrar köprüler...
Köprüler dedim de...
John Berendt’in “Düşen Melekler Şehri” adlı kitabındaki Kont Marcello geliyor aklıma...
“Biz Venedikliler köprüleri engel olarak görmeyiz. Onlar bizim için bir aşamadan ötekine geçiştir. Bir tiyatronun iki sahnesi arasındaki geçiş... Köprülerden geçerken rollerimiz de değişir. Bir sokaktan ötekine, bir karakterden diğerine atlarız” diyordu Kont Marcello.
Sonra şunu da ekliyordu: “Biz Venedikliler asla gerçeği doğrudan söylemeyiz, bir şey söylerken tamamen tersini kastederiz.”
Uçakta giderken okuduğum bir yazıda ise Venedik’in romantik özü şuraya bağlanıyordu: “Şehir suların içinden yeryüzüne doğru yükselir.”
Bir Venedikli kaleme almıştı yazıyı.
Ve gerçekten de tam tersini kastediyordu sanırım: Şehrin sulara battığını...
***
Birçokları için Venedik’e gitmek demek San Marco meydanında dolaşmak, öpüşmek koklaşmak, Café Florian’da oturup bir şeyler içmek demek!
Hafta sonları trenle şehre gelenler San Marco’ya gidip şöyle bir dolaşıyor; Rialto Köprüsü’nün bunaltıcı kalabalığında itişip kakışıyor, sonra geri dönüyorlar!
Gariptir, San Marco meydanı Venedik’ten de hızlı çürüyor!
Güvercin dışkıları, açık denizden gelen nemli rüzgârlar, ziyaretçi kalabalığı ve durdurulamayan zaman taşları yıpratıyor, hırpalıyor. Restorasyonlar çare olamıyor.
“İki gün sonra saç saça baş başa kavga edeceğiz ama şimdi San Marco’dayız, mutlu olmalı, koklaşmalıyız” mantığının herkes için bir buyruk haline gelmiş olması da başlı başına bir çürüme değil mi!
Meydanın orta yerinde iddialı pozlar veriliyor, samimiyetsiz dudaklar garip bir şehvetle birleşiyor, flaşlar patlıyor...
Her şey bir fotoğraf sanki!
Bir köşede unutulup gidecek, belki yırtılıp atılacak, istenirse tek bir tıkla bilgisayardaki dosyadan “siliniverecek” bir fotoğraf!
Gerisi hikâye!
Gerisi bir turistin asla kavrayamayacağı kadar derin ve dokunaklı bir tarih!
Vizyona yeni giren Sinema Filmler Bu hafta 6 yeni film gösterimde: Asla Pes Etme, Üç Haydut, Beni Orada Arama, Hep Seni Aradım, Şantaj. Bu haftanın sinemaları
Cildiniz kaç yaşında? Sağlıklı ve genç bir cilde sahip olmanın sırrı yalnızca pahalı cilt bakım ürünlerini kullanmak değil elbette.
Optimizasyon IE 5+ ve FF1+[ 1024 x 768 ] & Macromedia Flash
Sitede verilmis baglantilarin içeriklerinden sadece site sahipleri; yazilan yazilardan ise sadece yazarlari sorumludur.
Site içeriginin telfi hakki bildirilmeksizin kullanilmasi ve çogaltilmasi kanunen yasaktir.