(Aslında bu yazının ilk bölümü bu köşe için yazılmamıştı. Cumartesi günü okuduğum bir röportajda soranın da yanıtlayanın da üslubu, başka bir dosyadaki satırlarımı bu köşeye taşımama sebep oldu. Söz konusu söyleşide soruyu soran da dayak atıyordu, yanıtlayan da... Karşılıklı ahlak dersi veriyorlardı birbirlerine. Dolayısıyla bize... Büyük büyük cümlelerle...)
***
Aylar aylar önce... Masada tatsız bir tesadüf işte, yan yana oturmuşuz. Zaten boyu kadar kafası var, uzun saçlarından yüzü de görünmez olmuş. Sonsuz küstah el hareketleriyle saçlarını geriye itiyor, sigaralardan birini yakıp birini söndürüyor, çok havalı olduğunu düşünüyor! Öyle küstah öyle küstah ki acaba içinde baş edemediği hangi duyguyu, hangi ezikliği, neyi saklıyor diye merak ediyorum. Hiç benimle ilgisi yokmuş gibi ötekilerle sohbet ederken birden dönüyor ve “sen ne zaman adam gibi yazılar yazacaksın” diye soruyor.
Bayılırım!
Böyle sorulara, böyle şahıslara, böyle şahane zeka gösterilerine, bayılırım.
Fakat orada, o şık davet sofrasında bayılmak istemediğim için sadece gözlerimi devirip “sana ne” diyorum.
“Ne yazıyorsun ki sen yani öyle, life-style mi ne” diyor, aslında o anda beyinsel olarak hatur hutur kaşındığını tahmin ettiğim karşımdaki koca kafa.
Kendisini yeniden “sana ne” diye yanıtlıyorum.
“Heheheheh, gıcık oldun di mi” diyor yayılarak.
Masadaki diğer davetliler benim şu işe başladığımdan beri yüzlerce kez karşılaştığım ve artık bağışıklık kazandığım şu durumu ciddiye alıp üzüleceğimi düşünerek, beni koruyup kollayan bir savunmaya geçiyorlar. Ve yanımdaki geri zekalının tuzağına düşüyorlar. (Bir geri zekalıyı, bir geri zekalı olarak andığım için günah işlemiyorumdur umarım.)
“Ne diyorsunuz siz ya kimi, bunu mu okuyorlarmış” diyor. (Hadi buyur buradan yak. Bu nedir şimdi? Ben orada yokmuşum gibi, beni “bu, bu, bu” diyerek, sıkıldığı için kendince renklendirmeye çalıştığını tahmin ettiğim sohbetin kurbanlık koyunu yapmak istemesi ve benim dışımda herkesin bu oyuna sürüklenmesi de nedir şimdi?)
Bıkkınlık içinde tuvalete gitmek için ayağa kalktığımda “Wavvv, teatral kadın, bu anne saçlarıyla mı seni marka yüzü yaptılar, daha doğal bir şey, biri yok muymuş” diyor ve arkasına yaslanıyor.
Kulağına eğilip “ben” diyorum “bu tür ön oyunlardan çok sıkıldım şekerim ama çok. Hatta senin kadınlara bu asılma yöntemini de çok itici ve maalesef başarısız buluyorum. Ben şimdi tuvalete gidiyorum. Gelinceye kadar kendi kendine bu işi bitir olur mu canım?”
Tuvalete gittiğimde masadakilerden biri peşimden geliyor. “Ay kusura bakma, sarhoş olmuş galiba” diyor üzüntüyle.
“Yooo, sarhoşluğundan filan değil tamamen toplumsal şakşakların şımarıklığı sebebiyle bu halde. Dinlemezseniz sakinleşir birazdan” diye yanıt veriyorum.
Az sonra yüzüme bile bakmadan gidiyor...
***
Her sektörde bu tarz insanların varlığı hepimizin malumu. Ama bizim işlerde biraz daha fazla rastlanır böylelerine. Medya ve siyaset dünyasındaki adap ve jargonun bunca bozulmasının ardında yatan biraz da bu yeni davranış modelinin fazlasıyla hoş görülmesi. “Ay, şeker çocuk, ay dobra kadın, ay delikanlı adam” sonunda siyasetten medyaya kadar her yerin baş köşesindeler.
Yani kadına kadınlık öğretmeye kalkan erkekler, doktora doktorluk öğretmeye kalkan hastalar gibi şu işe girdiğimden beri doğallık ve insanlık öğretmeye kalkan o kadar çok karton, odun ve silikon insanı yakından tanıdım ki... Zekanın küstahlıkla, kabalık ve hoyratlıkla, karşındakine laf yetiştirmekle hiç ama hiçbir ilgisi yok.
Bunu unutturmalarına izin vermemek gerek. Ben kendi adıma bu butaforların bana öğreteceği hayat ve samimiyet dersinden kalmayı tercih ederim! Hakikaten!
Butafor: Plastik sahne eşyası, heykel, aksesuar vb.
Ergenekon da şok gelişme Cumhuriyet Savcısı Pekgüzel davaya mazeretsiz katılmayanlar hakkında önemli bir talepte bulundu.
Ziraat Bankası ndan dev adım! Küresel kriz nedeniyle birçok banka, kredileri geri çağırmaları ile şikayet konusu olurken, Ziraat Bankası, kredi vadelerini uzatma uygulaması başlatt