Eskiden sabahları çıkardım yürüyüşe. Şimdi ise karanlığı bekliyorum. Kulağımda karmakarışık müzikler, yokuşlar iniyor, yokuşlar çıkıyor, sahil boyu bir aşağı bir yukarı yürüyorum.
Kulağımdaki müzik aslında şehirle aramda tuhaf bir yabancılaşma yaratıyor.
Sanki arabaların, insanların, mekânların gürültüsünü duymadığımda beni görmüyorlarmış, sanki sanal bir oyun oynuyormuşum, aralarından geçip gidiyormuşum gibi geliyor.
Her akşam aynı istikametlerdeki yollardan geçiyor, aynı güzergâhtan dönerken neredeyse hep aynı şeyleri görüyorum.
Çocuk karakolunun önündeki polisler, büyük ciplerin içindeki adamlar, süslenmiş kızlar, dondurma yiyenler, süslü eşofmanlarıyla koşanlar...
***
İstanbul’un en popüler mekânı Lucca’nın önünden geçerken yoğun bir parfüm bulutuna girip çıkıyorum. Kapısının önünde bekleyen çılgın kalabalık hiç değişmiyor. Trafiği tıkamak, ıstırap çekmek pahasına arbayla geliyorlar. Çünkü araba “kartvizit.” (O büyük Range Rover bugün işe yaramayacaksa ne zaman yarayacak?) Otoparkçı çocuklar koşturuyor. Lucca’nın hemen yanında açılan yeni mekân da çok kalabalık. İki kapısının önü de içeri girmek için bekleyenlerle dolu. İşin garip tarafı kalem etekler, yüksek topuklu ayakkabılar giyen çok röfleli kızların yaşları 15-19 arasında değişmesine karşın yanlarındaki tişörtlü, genç görünme kaygılı adamların 50’leri aşmış oluşu artık bu şehrin olağan görüntüsünün bir parçası. Yüzlerinde sıkıntı, bekliyorlar. Bekliyorlar... Acaba içeride de sıkılıyorlar mı? Neden buradalar? Ne umuyorlar? Yarın onlar için ne ifade ediyor? Cüzdanlarında aslında kaç para var?
***
Sahil şeridinin yeni doldurulan kıyısındaki kuytu banklarda “mekânsız ve parasız” çiftler var. Sevişememenin insanları, bir sepetteki yamru yumru patateslere dönmüş. Her saliseyi kolluyorlar kimse yok,hadi!
Uzun bacaklı, yakışıklı geyler düşük belli eşofmanlarıyla kırıtarak yürürken, sigaralarını bileklerini yukarı doğru kırmak suretiyle tutuyorlar. İkili sohbetleri büyük ihtimalle “Ay çok yedik Mualla, kız yürü” telaşındaki hanımkadınların gençlik yıllarındaki dertleriyle aynı noktada buluşuyor: Erkekler! Nereye varacaklar? Mutlu aşk yok mu sahi? Nasıl elde tutulacaklar?
Sahil şeridinde trafik berbat! Nedense herkes arabayla sahilde tur atmak istiyor ama trafik milim ilerlemiyor. Bütün aileyi çalıştığı şirketin taşıma aracına tıkmış gençler müziklerinin sesini sonuna kadar açmışlar, kulaklığımdan sızıp bana bile ulaşıyor. “Ulan, biz de varız burada be” diyorlar. Onlara bir de Vespa’sına nasıl olduğunu çözemediğim bir müzik sistemi taktırıp bağırtarak arabesk dinleyen delikanlılar eşlik ediyor. Mutlaka iki kişi oluyorlar. Şık arabaların camları kapalı. Klimalı ortamdaki mutsuzluğu arabanın ön sağında oturan kadınların yüzünden ve suskunluktan okuyabiliyorsunuz. Bir de küçük arabaları içinde az sonra bir buluşmaya gidecek olan süslü kızlar var: Dikiz aynasında habire saçlarını düzeltip, dudak parlatıcılarını yeniliyorlar. Oysa o parlatıcı öpülemeyecek kadar yapışkan. Belki de birine sonsuza dek yapışmak istiyorlar kim bilir?
***
Yürüyorum...
Boğaz, köprüler, gemiler,evler, yalılar ışıl ışıl... Kulağımda sürekli değişen bir müzik var. Bir Robie Wiliams geliyor, bir Ceza. Bir filmin soundtrack’inden bir Türkçe popa geçiş oluyor ya da. Yalın “isteyip de söyleyemediğim çok şey var” diyor...
Şehir yaşıyor. Ne Amerikan ekonomisi, ne büyük deney, ne medya savaşları... Kulaklığımı çıkardığımda yanımdaki kadını duyuyorum: “Sahurda haşlanmış yumurta ye, tok tutar...”
Çarşaf bir simge değil CHP lideri Baykal partisinin ‘çarşaf’ açılımını bakın hangi sözlerle savundu
10 yaş genç görünmenin formülü Cildi 20 li yaşların diriliğine kavuşturan, ince kırışıklıkları, kaybolan nemi geri veren somon antioksidan ve vitamin kokteyllerinden oluşan hi-freka