 |
İclal Aydın
|
|
DİNLENCE ZARARLISI
|
Yıllardır ilk defa böyle bir şey yaşıyorum. Çok kısa bir zaman içinde başlamayı planladığım projeler birden gözüme son derece sevimsiz göründü. Tarifsiz bir olumsuzluk hali içinde tek tek hepsinden çekildim. “Artık dinlenmelisin, çok ihtiyacın var, bak bedenin kaldırmıyor artık” dediler. “Evet” dedim. Şimdi önümde belirlenmiş bir tarih, acilen başlanması gereken bir iş ya da sınırlı bir zaman dilimi yok. Koca bir yaz benim. Evet.
Ve fakat, böyle durumlarda ne yapıldığını bilmiyorum ben. “Dinlenmek” ile ilgili kodlarım yok ki. Sanki yüzyıllardır sabahları beynimde yapılacak işler listesi sabaha karşı otomatik olarak yazılmış gibi uyanırım. Alışveriş, eğlence, ziyaret, çekim, yazı, okuma bütün bunlar o listenin içinde yer bulan gerekliliklerdi...
Şimdi uyanıyor ve herhangi bir stres kaynağım olmadığı için şaşkın şaşkın evin içinde dolanıyor sonra gazeteleri okuyor, sonra televizyon seyrediyor sonra tekrar uyuyorum.
*** Şu cümleyi hep duyar ama çok saçma bulurdum: “Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Ne yazmak, ne okumak, ne kalkmak, ne tatil...”
Oysa benim için şeker, şirin, küçük keyiflerin etiketleri şu anda şunları söylüyor;
Alışveriş: Çok saçma! Ne kadar para harcanmış birkaç kez giyilecek paçavralara! Ne çantaların, ne ayakkabıların sonu yok ki. Sen alıyorsun pat yenisi geliyor. Üstelik daha güzel, daha göz alıcı daha şu, daha bu...
Yemek: Kilo yapıyor, hastalık yapıyor, selülit yapıyor...
Güneşlenmek: Kanser yapıyor, yaşlandırıyor, kırıştırıyor, bedenin kendini yenilemesini durduruyor...
Sosyal yaşam: Sahte arkadaşlıklar yaratıyor, vefasız ve saygısız yeni zaman insanlarıyla yoruyor, dedikoduya sebep oluyor, öz değeri zedeliyor...
İyi kitap okumak: Yükseltiyor, besliyor, sorgulatıyor, çökertiyor...
İyi film izlemek: İyi kitap okumak kadar sarsıcı ve kendini yetersiz hissettirici bir etki bırakıyor.
Velhasıl tanrısal bir durum mudur nedir, insana keyif verebilecek her hareket ya da kavram mutlak zararlı bir sonuçla son buluyor. Genç yaşta kanser olan, obez , gamsız ve müsrif bir insan olmak mı mutluluğun sonu acaba?
*** Çevremde çok sık gördüğüm ve ayıpladığım o müthiş uyku hali diyordum. Ne sokaktaki maç sonuçları, ne müzik festivalleri, ne kapıdaki tatil dağıtabiliyor üzerimdeki bu ağır lığı. Ertelediğim ne kadar olumsuz duygum varsa hepsi çıktı ortaya. Meydanı boş buldular ve aklımı bulaşık bezi gibi büküp duruyorlar. Tutulmamış yaslarım, bugün bana bir tetikçi bulmayı düşündürecek kadar bastırılmış kinlerim, içinden koşarak geçtiğim yangınların bıraktığı ağır yanıkların hesabı sorulmamış sızıları, hepsi birden bağrışıyorlar şu anda. İçimde bir yanardağ kaynıyor ve lavları ağır ağır çıkıyor dışarı sanki. Belli... Sonu görünmeyen tatil kimilerine yaramıyor ben gibi.
Peki ben niye yazarım ki hallerimi?
A) Var elbette bir merak edeni.
B) Büyük kararlar öncesi resmi olarak yıllık izin talebi amaçlı ön çalışma.
C) Canı sıkılanlara “haklıymışsınız, vardır elbet bir sebebi” yanında “bende de hasıl oldu vallahi” tesellisi.
D) Ben kötü bir yazarım, futboldan anlamam.
E) Bu yazılar niyeyse çok okunuyor yanılgısındayım!!! |
 |
2008-06-22 |
Bu yazı |
1021 |
kere okundu |
|
|