 |
Reha Muhtar
|
|
KÖPEKLERE YALATMAM
|
Eskiden bu kadar sert ve ajitatör gibi konuşmazdı... Son gördüğümde Çapraz Ateş’e konuktu, üslubu değişmişti, daha sert, daha radikal, daha uzlaşmaz, daha öfke dolu konuşuyordu...
Sen niye bu kadar sertleştin... Böyle değildin...” dedim program çıkışı...
“Öyle gerekiyor” gibisinden bir şeyler söyledi zaten gitmek üzereydi, el sıkışarak vedalaştık...
Önceki gün Vakit’teki köşesinde Deniz Feneri meselesiyle niye ilgilenmediğini şöyle açıklamış:
“Önyargılıyım... İtham Müslüman’a yönelikse ‘iftira’ derim, kâfire yönelikse ‘doğru’ derim...
Haksız servet artışı varsa bunun acısı mutlaka çıkacaktır...
Ahirette de dünyada da...
O hesapları kendi içimizde sorabiliriz...
Ben bir Müslüman’ı hele bir fasık saldırıyorsa, asla yıpratmam...
Belki kendim ısırırım Müslüman kardeşimi...
Lakin köpeklerin yalamasına dahi müsaade etmem...
Hele tarassut köpeklerinin asla...
Çifte standardım var...
Deniz Feneri benimdir...
Ergenekon terör örgütü, kahrolası darbe düzeninin...”
***
Çifte standardını, hayatı Müslümanlar ve Müslüman olmayanlar diye gördüğünü, ıkınıp sıkınmadan, lafı evirip çevirmeden söylüyor...
Şimdi bütün aklıevveller Serdar Arseven’e saldıracaklardır...
“Pes vallahi bu kadarı da olmaz...” diyecekler, ‘Deniz Feneri’ne susarım, Ergenekona çakarım.’
Oysa demokrasiden anlayanlar için Serdar Arseven’in böyle konuşması değil, “Bu görüşün iktidar olmasıdır” sakıncalı olan...
Demokraside Serdar Arseven’ler olabilir...
Demokraside olmayacak şey Serdar Arseven’in düşünce tarzının iktidar olmasıdır...
Çünkü bu düşünce iktidar olursa demokrasi demokrasilikten çıkacak, diktatoryaya dönüşecektir...
***
Şöyle ki:
1) Serdar Arseven, hayatı “gerçek Müslümanlar ve gerçek Müslüman olmayanlar” diye ikiye ayırarak, bir kesimi kendinden sayarken, diğer kesimi alabildiğine ötekileştiren, düşmanlaştıran, kendisine yabancılaştıran bir bakış açısını yansıtmaktadır...
2) Elbette demokratik değildir, totaliterdir...
Kendinden saydıklarıyla, “karşı”dan saydıkları, arasına kesin kırmızı çizgiler koyan, ötekine neredeyse her saldırıyı mübah sayarken, kendisinden saydığını her saldırıya karşı korumaya alan bir bakıştır...
3) İnsanları ‘gerçek Müslüman ve gerçek Müslüman olmayan’ diye ayıran anlayış, çifte standart gereğince ikincilerin yaşam alanlarının gittikçe daraltılmasıyla da sonuçlanacaktır elbet...
Mahalle baskısı ya da çoğunluk baskısı denilen şey tam da bu çifte standarttan kaynaklanan ve ötekilerin yaşam hakkını sınırlayan anlayışın uzantısıdır...
***
Ve fakat:
4) Serdar Arseven zaten “demokrasiye inanmadığını ve demokrat sayılmayacağını” ısrarla vurguluyor...
O zaman ona “vay anasına sayın seyirciler” demenin âlemi yok...
Onlar demokratım demedi ki, soruyorsunuz sen biçim demokratsın diye...
5) Konu şudur...
Demokrasi Serdar Arseven’in çifte standartlı, antidemokratik düşüncelerini söylemesini de tolere eder, Türkçesiyle hoşgörür...
Demokrasinin tolere edemediği şey çifte standartlı antidemokratik düşüncenin iktidarda seslendirilmesi ve uygulanmasıdır...
6) Tehlikeli olan, “Deniz Feneri benimdir... Ergenekon terör örgütü kahrolası darbe düzeninin” diyen anlayışın tam da bu anlayışın iktidar tarafından benimsenmesidir...
Tehlike, iktidarın bu anlayışa kaymasındadır...
İktidar aynı zamanda uygulama mercii olduğu için, demokrasi bunu tolere edemeyecek, rejim diktatoryaya kayacaktır...
Türkiye’nin yaşadığı tehlikenin bam teli burasıdır...
Gerçek demokratların, zibidi müsvedde demokratlara anlatmaya çalıştığı da budur.
Demokrasi ile teokrasi, Avrupa demokrasisi ile Saddam veya Tahran demokrasisi arasındaki derin fark da burada yatmaktadır...
Omurgasız ‘tardigrad’lar ve müsvedde demokratlar bunları anlayamazlar... |
 |
2008-09-19 |
Bu yazı |
3617 |
kere okundu |
|
|