Oturmuş, kadınlardan, erkeklerden, ilişkilerden, dostluklardan, kırgınlıklardan ve yanlış anlamalarla geçen hayatımızdan konuşuyorduk... Çaylarımızı yudumlarken birdenbire şu sözler döküldü dilimden: “Sevdiklerimizi başkalarından korumak için çaba gösteririz hep. Oysa bazen onları kendimizden korumayı da bilmemiz gerekir!” Muhabbeti bıçak gibi yardı bu sözlerim sarstı, dağıttı. Üzüldüm.
***
Modern mimarinin kurucu ustalarından Le Corbusier Doğu yolculuğu dönüşü İstanbul’dan geçerken şu notları almış: “O nasıl zamanı aşış,
o ne bilgelik! Selatin camilerinin avlularındaki akşamlar!” O akşamlar yok artık! Yaşanmıyorlarsa eğer, yokturlar. Geçen yıl baharda bir akşamüstü Süleymaniye’nin avlusuna girdim. Kimseler yoktu. Kuşlar dahi çekip gitmişti. Akşam indi. Ezan okundu. Bir avuç insan namazını kıldı ve çıktı gitti. Kimse avluda soluklanmadı, o zaman ötesi dinginlik,
o taşa sinmiş bilgelik ve içerden dışarıya sızan solgun ışığın güzel hüznü kimseyi ilgilendirmiyordu belli ki! Yanlış bir şey yapıyormuşum duygusuna kapıldım birden ve oradan uzaklaştım.
***
Onu nasıl seviyordum? Televizyonu açık unutulup ıssız uykulara dalınmış hüzünlü bir otel odası gibi seviyordum... (“Haydi Kıralım Hayallerimizi” adlı kitabımdan. Sayfa 133. Yeniden okurken ürperdim.)
***
Yaşlılık neden sükûnet ve teslimiyet getirmiyor günümüz insanına? Neden 80’lerine varmış yaşlılar büyükbabaları ve büyükanneleri gibi olup bitenlere “artık ne olursa güzel olur” diyerek bakamıyor? Zihinleri neden hâlâ hırsla, çekişmeyle, öfkeyle dolu? Suçlu televizyon mu yoksa? Onları “yaşsız-kültürsüz-derinliksiz” bir hayata tutkuyla bağlı kılan ve bir “köşeye” çekilmelerine izin vermeyen televizyon...
***
Tatildeyken sürekli iş yerinden telefon gelenler bundan sıkılıyor mu? “Tatilim zehir oldu” diye düşünüyorlar mı? Hiç sanmam. O eskidendi... Şimdi iş yerinden gelen telefonlar tatilciyi daha da mutlu ediyor. Neden? Çünkü “ya yokluğumda işten de yok olursam” endişesi kalkıyor. “Ya bana ihtiyaç olmadığını anlarlarsa” korkusu diniyor. Şimdi asıl rahatsız edici olan, tatildeyken işten hiç aranmamak!
***
Keşke beni sevmesen! Senin için yeni bir başlangıç bu, biliyorum ama benim için çok tanıdık, neredeyse “eski” bir hikâye!
***
Mutluluklarımızı hatırlamakta zorlanırız izleri bulanıktır, çoğunu uydururuz. Ama mutsuzluklarımız öyle mi ya? Bir Arap atasözündeki gibi “belleğimiz mutsuzluklarımızla aynı yaştadır.”
***
Ayağını yavaşça sandaletinin ip inceliğindeki bağlarının arasına sokuyor... Çok güzel ve ölümcül bir an! Tek bir an!
***
Başkalarının alçakgönüllü davranıp davranmadığına çok dikkat ediyoruz. İş bize, kendimize gelince bu dikkat, bu özen yok oluveriyor. Alçakgönüllülük başkasında sevdiğimiz bir özellik!
AKP nin Yerel Seçim Adayları Yerel seçimler için partiler aday belirleme çalışmalarına başladı. En önemli iki şehir Ankara ve İstanbul... Kadir Topbaş gidiyor, yerine gelen isim i