Televizyonda Sinan’ı (Engin) dinlerken duyduklarıma inanamadım... Diyor ki Sinan “Şampiyonluğu kaybetmemizden Bobo da sorumludur...” E vallahi pes... Hani Sinan’ı tanımasam, Beşiktaş’ın içinde şu anda futbol ve futboldan en iyi anlayan birkaç kişiden biri olduğunu bilmesem “Olabilir” derdim, “Futbolda herkes sallar...” Ama Sinan konuşursa önemli... Çünkü Sinan bu takımın menajeri... Onun sözleri bu takımın transferinde önemli...
***
Sinan bu sözleri niye söylüyor biliyorum... Bobo’ya teklif var Fransa’dan, Rusya’dan... 8-9 milyon euro lafları dolaşıp duruyor... Belli ki Beşiktaş’ta birileri Bobo’dan elde edilecek 8-9 milyon euro’yla, yeni futbolcular alacak, Sinan da satışın “zeminini” yapıyor, “Zaten şampiyonluğu kaybetmemizde sorumluluk Bobo’daydı” diye...
***
Böyle bir dönemde Bobo’yu satmak deliliktir... Onu baştan söyleyeyim... Nedenlerini de teker teker sıralayayım: Beşiktaş yönetimi, eğer Bobo’yu satmaya karar vermişse belli ki önümüzdeki yıl UEFA’da büyük hedefleri yok etmektedir... Hazır Holosko’yu alıp forveti güçlendirmişken, en etkili silahlarından birini nasıl satarsınız?.. Hangi akıl ve mantıkla bu kararı açıklarsınız?.. Diyeceksiniz ki “para da lazım”... Çok doğru, para da lazım olduğu için zaten Bobo’yu satmamalısınız...
***
Holosko’nun oynadığı bir takımda döktüren bir Bobo, bugün 8-9 milyon euro ediyorsa önümüzdeki yıl çok daha fazla eder... Çocuk genç, bonservis de Beşiktaş’ın elinde... Amacınız püfür püfür esen bir Beşiktaş yaratmaksa Bobo’yu satmazsınız... Çok iyi bir takımla fiyatını katlarsınız... Öyle elden çıkartırsınız... Bunun için Beşiktaş yönetiminin kendisine çok büyük hedefler koyması lazım...
***
Beşiktaş 5 yıldır şampiyonluklardan uzak yaşıyor... Avrupa’da yukarılara tırmanamıyor... Bu sezonun ikinci yarısının en başarılı ekiplerinden biri Beşiktaş... Gerek futbol, gerekse sonuç olarak... O zaman ne yapılacağı da ortaya çıkıyor... Bu takımın sağını, solunu, defansını ve ortasını 4 çok güçlü oyuncuyla takviye edersin, ligde ve UEFA’da büyük hedefler koyarsın... Bobo’yu da o güçlü takımın santrforu olarak tutarsın ki hem sana büyük başarılar getirsin hem de satacağın zaman bu yılkinden çok daha fazla etsin... Böyle düşünmek bir vizyondur...
***
Beşiktaş Bobo’nun transferinden para kazanmayı düşüneceğine, stadın yapımına bu yıl başlamamalıdır... Kasımpaşa Stadı’nda oynayan, Bobo’yu satmış bir takımla mı Beşiktaş bu sezon başarıdan başarıya koşacak?.. UEFA’da hedef büyütecek?.. Stat için 120 milyon dolardan bahsediliyor... Bobo’dan taş çatlasa alacağınız 12 milyon dolar... 10 katını stada harcayacaksınız, sonra da Bobo’dan gelen parayla futbolcu avına çıkacaksınız?.. Yanlış yapıyorsunuz... Beşiktaş’ın acil ihtiyacı 4 yıl önce yepyeni hale getirdiği stadı yine yenilemek değil, takımı takviye edip futbolda büyük hedefler koymak... Zaman öldürmeyin!..
***
Ne enteresandır, her zaman olduğu gibi Beşiktaş’ın seyircisi gerçeği görüyor, “Bobo’yu satmayın, stadı yıkmayın” diyor... Beşiktaş’ın çıkarı bu yıl İnönü’de devam etmektir... Ligde ve UEFA’da büyük hedefler koymaktır... Takım ikinci devre başarılıdır... Takviyeyle istenilen seviyeye gelecektir... Bobo, Delgado, Cisse, takımda kalmalıdır... Bir şey daha... Bu yıl Beşiktaş için de Yıldırım Demirören yönetimi için de kader yılıdır... Yönetim bunları yaparak son şansını değerlendirmelidir... Beşiktaş taraftarı, Yıldırım Demirören ve arkadaşlarına bu yıl için eğer bunları yaparsa destek vermelidir... Beşiktaş’ın çıkarına uygun olan budur...
*****
GERÇEKLERİN ZAMANI
OLLI REHN’E SORULAR...
Dün Milliyet’te Devrim Sevimay’ın, Büyükelçi Volkan Vural’la yaptığı söyleşiyi okurken, bir kez daha anladım ki “Türkiye’nin laikleri, kendi Avrupalılık değerlerini” Avrupalılara anlatamamış... Tabii Olli Rehn başta olmak üzere AB’nin komiserleri de laikleri anlamamış.... Olli Rehn isimli Avrupalı, “Gerçeklerin Zamanı” çerçevesinde bana şu soruların cevabını vermeli... 1) Laikliğin kendisi bizzat Avrupa menşeli bir kavram ve olgu değil mi?..
2) Gerçek bir laik Avrupa’nın standartlarının dışında Orta Doğu’nun ya da Asya’nın demokrasi standartlarını mı istemekte?..
3) Orta Doğu’da radikal İslam’ın egemen olduğu, demokrasiyi yaşatabilmiş bir ülke var mı?..
4) Buna karşı çıkan laikler demokrat değil de, zaman zaman Suudi Arabistan Kralı’nı ya da Katar Emiri’ni referans alan kadrolar mı daha demokratik?..
5) Avrupa’nın metropollerinde örneğin Paris’teki restoran veya kafelerde süresi biten içki ruhsatları yerine yenisi verilmese, bu durum Fransa’da “ne yapalım yüzde 47 böyle istiyor... Bu milli iradedir...” diye geçiştirilir mi?..
6) Kendi insanlarına, sonsuz yaşam seçeneği ve özgürlüğü sunan ülkeler, Türkiye’deki insanın yaşam standardının bu kadar sonsuz seçeneği ve özgürlüğü kaldıramayacağını mı düşünüyor ki böyle kısıtlı bir muhafazakâr çizgiyi yeterli buluyor?..
7) Kendi ülkelerinde kafelerde satılan içecekler Türkiye’de satılmazken, mini etekli kızlar bakanların karşısında utanıp pardösü giymek zorunda kalırken, Avrupalı Türkiye’nin nasıl bir yaşam zenginliğine sahip olmasını istiyor Bay Rehn...
8) Türkiye’deki milyonlarca laik darbe falan istemiyor...
Çetelerle metelerle de işi yok... Kimse, eli kanlı kişilerin, karalık suikastlarla adam öldürmesini de arzulamıyor... Yerli malı haftasının yeniden kutlanmasını da arzulamıyor...
***
Türkiye dosyasına bakıyorsa Mr. Rehn iyi baksın ve dosyayı iyi okusun... Biz Avrupa Birliği’nin standartlarını istiyoruz, o çeşitlilikte, o özgürlüklerde, o yaşam biçiminde yaşamak istiyoruz... Kuveyt Emiri’nin ya da Suudi Arabistan Kralı’nın tebaası olmayı arzulamıyor Türkiye’nin laikleri... Avrupa’nın çağdaş bir parçası olmayı istiyor Türkiye’nin modernistleri...
SGK hastaneleri denetleyecek Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Antalya Müdürü Selim Erol, sağlıkta yolsuzlukların önlenmesi ve kaliteli sağlık hizmeti sunulmasını sağlamak amacıyla Ant
Bu Da 350 YTL ye Netbook Pc Netbook olarak da adlandırılan, internete girecek ve basit gündelik işleri yapacak şekilde tasarlanan, ucuz, küçük ve hafif dizüstü bilgisayarlara