-ÇİÇEK, NAZIM HİKMET İLE AKP’Yİ SAVUNDU
AKP, Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı sözlü savunmada Nazım Hikmet örneğini vererek, “Bir zamanlar Nazım Hikmet’e kimler karşı idi, şimdi kimler şiirini okumaktadır? Doğru olan bugünküdür” dedi.
Kişilerin, ülkelerin, değer yargılarının ve düşüncelerin zaman içerisinde değişebileceğini belirten devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek yaptığı savunmada ‘değişim’ ile ilgili şu görüşlerini dile getirdi:
“Türkiye siyasetinde bunun çok örnekleri görülmüştür. Ben kendi çevreme baktığımda 60’lı yıllarda en hararetli bir şekilde her şeyin devletleştirilmesini savunanların bugün nasıl özelleştirmeden yana olduklarını, her türlü yabancı sermayeye karşı her şeyin millileştirilmesini talep edenlerin bugün aman yabancı sermaye Türkiye ye gelsin diye nasıl yoğun bir çaba içersinde olduklarını müşahede edebiliyorum. Dolayısıyla dünün devletleştirmecileri ve benimki gibi millileştirmecileri bugün ülke sorunlarında bir noktaya gelebilmişlerdir.
Hepimiz kendi hayatımızda dün nelerin yasak olduğunu bugün ise o yasakların ne kadar anlamsız olduğunu gördük, yaşadık ve yaşıyoruz. Yine şu kısa hayatımız içerisinde çok zaman geçmeden, öyle yarım asır, bir asır veya çeyrek asır geçmeden fikirlerimizde çok köklü değişiklikler olduğunu gördük. Mesela kendi hayatımızda bir zamanlar Nazım Hikmet’e kimler karşı idi, şimdi kimler şiirini okumaktadır? Doğru olan bugünküdür. Dolayısıyla burada söylemek istediğim şey şu: Eğer bir toplumda dengeler yerli yerine oturmadıysa, toplumda sağlıklı bir sosyal yapı, bir ekonomik yapı, istikrarlı siyasi bir yapı ve süreç söz konusu değilse bu neviden dönüşümler, bir taraftan öbür tarafa kıymet hükümlerinde değişiklikler olmaktadır. Dünün yasakları ve yasak fikirleri, bugünün siyasi alternatif ve çözümleri olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bunun en kapsamlı projesi Avrupa birliğidir. Geçmişte kimler Avrupa birliğine karşı oldu? Şimdi aman Avrupa birliğine girelim diyen bunu yüksek sesle söyleyenler kimler? Şüphesiz hepimiz, hepimiz değiştik. Öyleyse, yarının muhtemel doğrularını bugün yasak ya da düşman ilan etmek, değişimin değişmez dinamiğine ters düşmektedir.”
AKP, EĞİTİM-BİR-SEN’İ DE SAVUNDU
AKP, Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı sözlü savunmanın metninde Başsavcı Yalçınkaya’nın “Cumhuriyet devrimlerine aykırı faaliyetlerde olduğu”nu iddia ettiği Eğitim-Bir-Sen’i de savundu. AKP, savunma metninde sendikayı savunurken, “bilindiği gibi, suçluluğu mahkeme kararı ile kesinleşinceye kadar herkesin suçsuz olduğunu kabul etmeyi gerektirir” görüşünü dile getirdi.
Başsavcı Yalçınkaya, AKP hakkında açtığı kapatma davasında Eğitim-Bir-Sen ile ilgili, Cumhuriyet devrimlerine aykırı faaliyetleri olduğu, bu sendika hakkında yazılı ve görsel basında çıkan haberlerden ve sendikanın bazı yöneticileri hakkında dava açılmamasından belli olduğunu belirtmişti.
AKP, dün Anayasa Mahkemesi’nde yaptığı sözlü savunmada şu görüşleri dile getirdi:
“Aslında bu yaklaşım, iddia makamının kişileri ve kurumları itham ederken delillere ihtiyaç duymayan yaklaşımına tipik bir örnektir. Böyle bir hukuk devleti anlayışı olamaz. Bir sendikayı, basında çıkan haberlerden hareketle Cumhuriyete aykırı faaliyetleri ile bilinen bir kuruluş olarak nitelemek, masumiyet karinesinin ihlalidir. Bu sendikanın bazı yöneticileri hakkında iddianame düzenlenmiş olması da yeterli değildir. Masumluk karinesi, bilindiği gibi, suçluluğu mahkeme kararı ile kesinleşinceye kadar herkesin suçsuz olduğunu kabul etmeyi gerektirir.”
GÜL’ÜN DAVAYA DAHİL EDİLMESİ ANAYASA İHLALİDİR
AKP’nin Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı sözlü savunmada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davaya dahil edilmesinin anayasa ihlali olduğu belirtildi.
AKP’nin sözlü savunmasında, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın iddialarına da yanıt verildi. Sözlü savunmada, “Anayasamızın bir bütün olarak anlamı, sistemin üzerine oturduğu ilkeler ve sorumsuzluk kuralı birlikte değerlendirildiğinde, görevde bulunan bir Cumhurbaşkanı için yaptırım istenmesini hukuki bir temele bağlamanın imkanı yoktur” denildi. Bu konuda Anayasa’nın ilgili maddeleri anımsatıldı.
Cumhurbaşkanının, Başbakan ve ilgili bakanlar tarafından imzalanan kararlarından, Başbakan ve ilgili bakanların sorumlu olduğu belirtilen savunmada, anayasanın 105/1. maddesi hatırlatıldı. Savunmada, “Bu nedenlerle, parlamenter hükümet sistemini benimsemiş Türkiye’de, TBMM veya başka bir organın, siyasi sorumluluğu olmayan Cumhurbaşkanını görevinden uzaklaştırması da mümkün değildir” denildi.
,
“Cumhurbaşkanı’nın belli şartların birlikte varlığı halinde sadece vatana ihanet suçundan dolayı suçlanabileceği” hatırlatılan savunmada, şöyle denildi :
“İddianamenin 65-70’inci sayfaları arasında Cumhurbaşkanı hakkında 10 iddia ileri sürerek Cumhurbaşkanını davaya dahil etmesi, açık bir Anayasa ihlalidir. Zira Abdullah Gül, Ak Parti üyeliğinden ayrılmış bir vatandaş değil, o yukarıda belirtilen Anayasal teminatlar altında Devletin başı, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’dır. İddia makamı, değişik yorum ve değerlendirmelerle Anayasa’nın açık hükümlerini kaldıramaz ve Anayasa’ya uygun bir hal, sırf iddia makamının iddiası veya değerlendirmesiyle Anayasaya aykırı hale gelmez. Çünkü Anayasamız, hukuk devleti anlayışımız ve benimsemiş olduğumuz hukukun evrensel ilkeleri buna imkan vermez.
Sonuç olarak; Cumhurbaşkanın, Cumhurbaşkanı olmadığı dönemdeki eylem ve söylemleri nedeniyle siyasi yasaklılığının ve o dönemde üyesi olduğu partinin kapatılmasının talep ve dava edilmesi ve bu davada Cumhurbaşkanının eylem veya söylemlerinin delil olarak kullanılması, parlamenter sistem, anayasa ve hukuk açısından mümkün değildir. Kaldı ki, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yapılan isnatlar, Anayasa ve laikliğe aykırı değildir, “Düşünce ve kanaat hürriyeti” (Anayasa, m. 25) ve “Düşünceyi açıklama ve yayama hürriyeti (Anayasa , m. 26) kapsamında olup, demokratik hukuk devletinin (Anayasa, m. 2) teminatı altındadır.”
Savunmanın tam metni için tıklayınız