Türkiye tarihi akıp gidiyor, bazı gizemli olayların perde arkalarını ise anca ömrü yetenler görüyor. Siyasi cinayetler, faili meçhuller, vurgunlar, örgütler, partiler, kişiler, kurumlar. Derin devlet, siyaset ve asker. Her şey matruşkalar gibi, oyun içinde oyun gibi. Doğru bildiğimiz, sevdiğimiz, üzüldüğümüz, kızdığımız, nefret ettiğimiz şeylerin “aslı” ne? Neyi ne kadar doğru biliyoruz?
İşte Ergenekon. Daha davası başlamadan binlerce sayfalık kaynağı oluştu (iddianame), onlarca kişi tutuklandı. Dava başlayınca kim bilir ne kadar sürecek, kim nasıl itiraflarda bulunacak (yada bulunmayacak), davanın seyri ve sonucu ne olacak? Hepsini bize zaman gösterecek.
Uğur Mumcu cinayetine kadar uzanan (hatta onu da geçip, temeli 1950’lilere varan) Ergenekon olayı artık neredeyse, Türkiye’de derin devletin geldiği son nokta olarak adlandırılmaya başlandı. Peki Mumcu ve Sabancı suikastleri gibi 1990’lı yıllardaki en büyük kırılma noktalarının perde arkalarında ne vardı? İşte bugünkü Ergenekon’u anlayabilmemiz için 1990’lı yılların kanlı günlerine dönmek ve o günleri en iyi yaşayanların sözlerine kulak vermemiz gerekiyor.
Eski bakanlardan Fikri Sağlar ve Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Eski Başkanı Bülent Orakoğlu, dün Kanaltürk’te Fatih Karaca’nın konuklarıydı İki ismin açıklamaları dikkat çekiciydi.
Sağlar, Türkiye’deki derin devletin perde arkası için yabancı güçlere dikkat çekiyor ve şunları söylüyor:
“Ergenekon gibi ‘gladyolar’ devletin içine sızar. Bu ortaya çıktığında ise arkalarındaki ‘yabancı güçler’ geri çekilir. O zaman da o ülkenin hukuku kendi kurumlarında görevli kişilerle karşı karşıya kalır..”
UĞUR MUMCU’NUN BİLDİĞİ..
Fikri Sağlar: “Uğur Mumcu, Abdullah Öcalan ve PKK’yla ilgili çok çarpıcı bilgilere ulaşmıştı. Bu bilgiler ortalığı karıştıracak türdendi.
Dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal’a ulaşıp aktarmak istedi. Ancak o sırada Özal, Kafkaslar’da gezideydi. Mumcu bunun üzerine konuyu telefonla Eşref Bitlis’e anlattı.
Mumcu bu konuşmadan 3 gün sonra öldürüldü. Eşref Bitlis’in ise 25 gün sonra uçağı düştü. Ve 1,5-2 ay sonra da Özal öldü..”
SABANCI VE KAMHİ’YE SALDIRILAR
Fikri Sağlar: “Türkiye’de sermayeye yönelik iki büyük saldırı olmuştur. Bunlardan biri Kamhi’nin saldırıya uğraması, diğeri ise Sabancı cinayetidir.
Kamhi, Türkiye’de inanç birlikteliğini ortaya koyan, inançlar arası dayanışmayı savunan birisiydi. Peki ona kim saldırdı? Din teröristleri.
Gelelim Sabancı suikastine. Sakıp Sabancı’nın TÜSİAD’ta yetkili olduğu dönemde bir Kürt Raporu hazırlandı. Çok iyi bir rapordu. Türkiye’deki Kürt sorununu en iyi şekilde ortaya koyan ve çözüm önerileri getiren bir rapordu.
Fakat ne oldu? Solcu taşeron örgütler Sabancı’yı öldürdü. Sonra öldüren kişi (Mustafa Duyar) teslim oldu, olayı açıklayacağını söyledi. Ancak o da cezaevinde öldürüldü, öldürtüldü. (Nurişler tarafından.)
Tesadüfe bakın ki, Parsadan’la koskaca cezevinde aynı yerdeler kaldırlar. Parsadan, bir dönem örtülü ödenekteki skandalların ortaya çıkmasına neden olmuştu.
Bunları hepsine baktığımızda, Fehriye Erdal ve diğer buna benzer faaliyetlerde bulunanları, kaçtıkları ülkelerden istemelerde, yanlışlar yapıldığı da ortadadır. Fevzi Özbayır’ı isteyemedik. Neden; başvuru süresi geçmişti..”
“APO ERGENEKON ÜYESİDİR”
28 Şubat sürecinde Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı yapan Bülent Orakoğlu, Ergenekon terör örgütüne yönelik çok çarpıcı iddialarda bulundu:
Orakoğlu, PKK, Dev-Sol, Hizbullah ve Hizbuttahrir örgütlerinin Ergenekon tarafından kurulan ‘naylon’ örgütler olduğunu ifade ederek, “Abdullah Öcalan da Ergenekon üyesidir. Abdullah Öcalan devlet görevlileri ile bir araya geldiğini, görüştüğünü söylemiştir ama Ergenekon’un adamı olduğunu söylememektedir” dedi.
Bülent Orakoğlu: “Ergenekon bir suç örgütüdür. Toplumda bir ayrışma olarak kullanılmak isteniyor. Öcalan’ı kim kurduysa o yönetiyor. Aynı şekilde bunların da arkalarında birileri var. Bu süreç beraberinde siyasi cinayetleri ve faili meçhul cinayetleri getirebilir..”
LAİKLERE KARŞI DEĞİL..
Fikri Sağlar: “Ergenekon davasının laiklere, yurtsever ve cumhuriyetçi kişilere karşı bir dava olduğu anlayışından vazgeçmemiz gerekiyor.
Bu, devletin içine sızmış olan gayri-meşru ve gayri-kanuni birilerinin temizlenmesi operasyonudur. Ülkesini seven birileri bu dava bize karşıdır diyor. Bu yanlıştır..”
|